Written by 10:00 POLITIKA

Savaş karşıtları Kassel’de buluştu

Geleneksel olarak her yılın aralık ayında Kassel Üniversitesi’nde düzenlenen Barış Konferansı’na bu yıl 300 kişi katıldı. Almanya ve diğer ülkelerden katılımcılar savaşa ve silahlanmaya karşı çağrılarda bulundular. Konferans sonrasında yayınlanan ortak açıklamada savaş hazırlıklarına karşı barış, uluslararası direniş ve silahsızlanma çağrılarının yükseltilmesine dikkat çekildi.

Yüksel Dalyan / Kassel

Almanya barış hareketi, 9-10 Aralık’ta Federal Barış Konseyi ve Kassel Barış Forumu tarafından Kassel’de düzenlenen iki günlük toplantıda bir araya geldi. Üniversite binasında yapılan toplantıya Almanya’nın hemen her şehrinden 300’ün üzerinde kişi katıldı. Barış hareketleri ve bu konularda iddialı olan parti ve siyasi görüşlerin ciddi tartışılmasına da sahne olan konferansta bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Ortak bildiride barış için mücadelenin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

Konferansın açılış ve kapanış konuşmasını barış ve sosyal hareket içerisinde tanınan bir aktivist olan Willi van Ooyen yaptı. Ardından Rosa-Luxemburg Vakfı Başkanı Heinz Bierbaum ve Küba Almanya Büyükelçisi Juana Martinez Gonzalez birer sunum yaptılar. Fidel Castro’nun konuşmalarından örnekler veren, Küba’nın on yıllardır ABD’nin halk düşmanı ambargosu altında olduğunu ve her türlü yaptırımlara ve zorluklara karşın sosyalist devrimin kazanımlarını halen korumaya devam etmekte kararlı olduğunu söyleyen büyükelçinin konuşması sık sık akışlarla kesildi.

Sol Parti Avrupa Parlamentosu Milletvekili Özlem Alev Demirel de aynı oturumda “Ukrayna savaşı ve AB’nin rolü” konusundaki bir sunum yaptı. Ukrayna’daki savaşın bir geçmişinin olduğunu söyleyen Demirel, burada savaşanın aslında tek başına Ukrayna olmadığını belirterek, ABD, AB ve Almanya’nın rolüne değindi.

Atölye çalışmalarına başlamadan önceki son sunumu gazeteci Jörg Kronauer “Hırslar ve darmadağınıklık arasındaki Alman jeopolitiği” başlığı alında Almanya’nın dış politikası konusunda yaptı.

Pazar günü ise toplantı, 1987 -1991 yılları arasında ARD kanalının Moskova muhabiri olan Gabriele Krone-Schmalz’ın “Barış ve Rusya ile de barış ve ortak güvenlik” sunumuyla başladı. 25 Kasım’da Berlin’de yapılan mitingde de konuşan Krone-Schmalz, Putin ve Rusya yanlısı olmakla suçlanmıştı. 74 yaşındaki Krone-Schmalz “Avrupa’da Rusya’sız ve hatta Rusya’ya karşı bir barış ve güvenliğin olamayacağını” savundu.

SENDİKALARIN SAVAŞ KONUSUNDAKİ TUTUMU KONUŞULDU

Sunumlardan sonra da iki gün boyunca değişik atölye çalışmaları yapıldı. Prof. Dr. Christoph Butterwegge  “Sosyal yoksulluk ve mübarek ordu” başlıklı bir sunum yaptı. Eski sosyal demokrat, Die Linke/ Sol Parti tarafından daha önce cumhurbaşkanlığına aday olarak da gösterilen Butterwegge, Federal hükümetin 6. Yoksulluk ve Varsıllık Raporunu hazırlayan kurul üyesi. Butterwegge, 1984 yılında yazdığı ve bugün eskisinden daha güncel olan kitabı “Sosyal demokrasi- Savaş ve Barış”ı anlattı. Bugünkü sosyal demokrat hükümeti ve onun politikasını anlamak için eskileri görmek gerektiğini örnekledi.

Anne Rieger ve Kevin Eckert (IG Metall Hanau-Fulda) tarafından yapılan atölyede ise “Barış hareketi ile sendikalar arasındaki birlikte çalışmanın sorunları’’ konuşuldu.

Bir çok atölye gruplarında da sendikaların barış hareketine olan ‘ilgisizlikleri’ ve sendikaların aslında neden önemli oldukları ama bir türlü barış mücadelesine çekilemedikleri tartışıldı. Almanya’daki birlik ’sendikalarının‘ (sendikaların partilerüstü olmaları) ve son IG.Metall ve verdi (Birleşik Hizmet Sendikası) kongrelerinde elle tutulur bir savaş karşıtı karar çıkmamasının nedenleri tartışıldı.

ULUSLARARASI KATILIMCILAR

Konferansta ayrıca ABD’den barış aktivisti Medea Benjamin ve Tel Aviv Üniversitesi’nde geçmişte öğretim üyeliği yapan Prof. Moshe Zuckermann’ın açıklamaları yoğun ilgi gördü. Benjamin yaptığı konuşmada şöyle dedi: Biliyoruz ki bazı ülkeler barış istemiyorlar. Ekonomik nedenleri var. İsrail onlardan bir sürü silah alıyor, çıkarları var, İsrail’de aşırı sağcı bir hükümet var ve sürekli kan akıyor… Bunları dünyanın her tarafına yaymamız gerekiyor. Barış isteyenler aktif olmalılar.Toplantılarla, gösterilerle, yazdıklarımızla, ben eskiden beri bunu yapıyorum, yaşlı bir marksist olarak, yapmaya devam edeceğim.” Yine aynı konuda konuşan Federal Milletvekili Sevim Dağdelen, Amerikadaki temaslarından direk toplantıya geldiğini belirtti. ABD’deki görüşmelerinden örnekler veren Dağdelen, görüştüğü birçok insanın Avrupa ve özellikle de Almanya hükümetini anlamakta güçlük çektiklerini anlattı.

 


Tarihçi, VVN-BdA Almanya sözcüsü Ulrich Schneider:

Ne tekrar faşizm ne savaş

Antifaşizm ile barış hareketi arasında nasıl bir bağlantı söz konusu?

“Ne tekrar faşizm ne de savaş!” sloganı 1945 te savaştan sağ kurtulanlar ve antifaşistler tarafından birlikte formüle edilmişti. Çünkü barış ve anti-faşizm birbirinden ayrılamaz. Ve bugün Ukrayna’daki, Ortadoğu’daki ve dünyanın birçok yerindeki savaşlara bakınca biz antifaşistlere düşen görevin aktif olarak barış mücadelesine katılmak olduğunu görüyoruz.

Yoksullar neden AfD adlı faşist partiyi seçiyorlar?

Yoksullar AfD’yi seçmiyorlar. Yoksullar aslında hiç bir şeyi seçmiyorlar. Sadece Almanya’da böyle değil. Oy verenlerin başında bir şeyleri kaybedebileceklerini düşünenler, marjinalleşmekten, sosyal olarak düşeceklerinden korkanlar geliyor. Bu yüzden AfD, FPÖ ya da RN (Rassemblement National) seçerek, oylarıyla protesto haklarını dile getirdiklerini düşünüyorlar. Gerçekten marjinalleşmiş olan seçmenler hiç de mobilize olmuyorlar. Politik çıkarlarının parlamentarizm yoluyla savunulmayacağına inanmış durumdalar.

Ne yapmamız gerekiyor?

Toplumsal bir hareket örgütlememiz gerekiyor. Sendikalarla, göçmen kökenli örgütlerle birlikte toplumsal bir hareket yaratmak zorundayız. İnsanları harekete geçirerek politik olarak etkili olmaya çalışmak gerekiyor. Sadece açıklamalar yapmak değil, sokakta ortak çıkarlarımız için sosyal adalet için,demokratik bir toplum için ve burada yaşayan herkesin eşit sosyal ve siyasal hakları için mücadele etmemiz gerekiyor.

 

Close