Ukrayna savaşı dördüncü yılını doldururken, Trump’ın dönüşüyle birlikte ilan edilen ‘kırmızı çizgiler’ yerini pragmatik pazarlıklara bıraktı. Berlin’de 20 maddeye düşürülen barış planı toprak kaybını onaylarken, savaşın bundan sonraki faturası ise Avrupa’ya kesildi.
YÜCEL ÖZDEMİR
Önümüzdeki 22 Şubat’ta dördüncü yılını doldurarak, beşinci yılına girecek Ukrayna savaşının ne zaman ve nasıl biteceği henüz net olarak görünmüyor. Donald Trump’ın 20 Ocak 2025’te ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasından sonra, savaşın bitirilmesi adına pek çok adımın atıldığı söylenebilir. Rusya ile ABD arasında açık-gizli pazarlıkların ardından oluşturulan 28 maddelik barış planı, 14-15 Aralık’ta Berlin’de ABD, Ukrayna ve Avrupa arasında yapılan görüşmelerde 20 maddeye düşürüldü. “Barış” adına eldeki tek somut sonuç 20 maddelik plan, aynı zamanda bu yıl içinde Batı, Ukrayna ve Rusya arasında üzerinde pazarlıkların yapılacağı tek belge olma özelliğini taşıyor.
Savaşın askeri ve mali yükü Avrupa’ya
20 maddelik planı, Trump tarafından sürekli pazarlık masasının dışında tutulmaya çalışılan Avrupa için ABD karşısında mevzi elde etme bakımından bir ‘başarı’ olarak değerlendirmek mümkün. Ancak bu, savaşın askeri ve ekonomik faturasının Avrupa’ya ihale edilmesi gibi bir bedel içeriyor. Berlin toplantısında Avrupa’nın çok uluslu bir askeri güçle Ukrayna’ya güvenlik garantisi verilirken, birkaç gün sonra da Brüksel’de düzenlenen AB Zirvesinde iki yıl boyunca 90 milyar euroluk bir fon ayrılmasına karar verildi. Avrupa’da dondurulan Rus varlıklarından 90 milyar euronun Ukrayna’nın yeniden inşası adı altında kullanılmasına ise onay verilmedi. Böylece, ABD Ukrayna savaşının iki yıllık maliyetini Avrupa’ya faturalandırma konusunda mesafe kaydetmiş oldu.
Bu arada, Fransa ve İngiltere öncülüğünde 15 bin kişilik bir çokuluslu askeri güç oluşturma girişimi de başladı. Die Welt gazetesinde yer alan habere göre, Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantileri kapsamında İngiliz ve Fransız silahlı kuvvetlerinin askeri uzmanları tarafından ayrıntılı bir plan hazırlandı.
Ukrayna’nın nadir elementlerinin yarısına baskı ve şantajla el koyan ABD için bundan sonra en önemli sorun ya da beklenti, sorunsuz şekilde nadir elementlere ulaşma, enerji kaynaklarına el koymak. Ukrayna savaşıyla hedeflediklerinin önemli bir bölümüne ulaşmayı başaran ABD’nin, Trump’ın Putin ile kurduğu ilişki sayesinde, Ukrayna savaşını bitirmeye çok fazla acelesinin kalmadığı söylenebilir. En büyük sorun, el konulan nadir elementler ve enerji kaynaklarını kullanamaması.
Trump, savaşan taraflar üzerinde kurduğu baskı ve yarattığı ilişkiler sayesinde savaşın bundan sonra kontrollü şekilde devam etmesinin koşullarını da yaratmış görünüyor. Bu aynı zamanda savaştan beslenen tekellerin de işine yarıyor. Artık çok fazla ilerleyemeyen ancak tehdit oluşturmaya devam eden düşman Rusya algısı, uzun bir süre daha Avrupalıların ABD’nin peşinde hizalanmasının koşullarını da içinde barındırıyor.
Bu şartlarda belki de ateşkesin ilan edildiği, ki o da emperyalistler açısından çok önemli değil, pazarlıkların sürdüğü düşük yoğunluklu bir savaş evresi de tercih edilebilir. En azından Avrupa ülkelerinin en büyük temennisi bu yönde. Ateşkesi de Ukrayna’yı yeniden eğitip donatmak için bir fırsat aralığı olarak görüyorlar. Bunun farkında olan Rusya’nın, anlaşma olmadan ateşkese yanaşmayacağı görülüyor. Zira 20 maddelik planda da anlaşma durumunda ateşkesin olacağı belirtiliyor.
Ukrayna’ya toprak kaybı kabul ettirildi
Dört yıllık savaşta gelinen aşamanın en önemli sonuçlarından birisi önce Ukrayna sonra da onu bu savaşa iten Batılı müttefiklerinin toprak kaybını kabullenmesi. Savaşla Ukrayna’ya 2014’den bu yana Rusya’nın parçası olan Kırım’ı ve Rusya’nın desteğiyle bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk ve Luhansk bölgelerini geri alma sözü veren Batılı emperyalist devletler, 20 maddelik planla, toprak kaybını da resmen kabul etmiş oldular. Böylece, toprak kaybı “kırmızı çizgi” olmaktan çıkarıldı. Savaşın belli bir aşamasından sonra gündeme getirilen “toprak kaybı karşılığına NATO üyeliği” de şimdilik gündemde değil. Geriye, bir tek içi henüz tam olarak doldurulamayan “AB, ABD ve NATO tarafından verilen güvenlik garantileri” kaldı. Ancak bunun ne kadarının Rusya tarafından kabul edileceği de belirsiz.
Yeni yıl dolayısıyla görüntülü bir mesaj yayınlayan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodemir Zelenskiy, 20 madde üzerinde yapılan pazarlıkları kastederek “Barış anlaşmasının yüzde 90’ı tamam, sadece yüzde 10’u kaldı” diyerek zaman istedi ve ekledi: “Bu yüzde 10 barışın, Ukrayna’nın ve Avrupa’nın kaderini belirleyecek.” (Spiegel Online, 01.01.2026)
Kastedilen elbette Batı’nın Ukrayna’ya vereceği “güvenlik garantileri.” ABD, verilecek güvenlik garantilerinin 15 yıl ile sınırlı olmasını gündeme getirdi. Öyle görünüyor ki; bu yıl uzun bir süre Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantilerinin içeriği ve biçimi pazarlıklardaki düğümü oluşturacak. Topraklarına yeni toprak katan Rusya ise savaştan zaferle çıktığının propaganda yapmaya başladı. Putin’in yeni yıl dolayısıyla zafere hazırlandıklarını ifade etmesi boşuna değil.
Bir ABD stratejisi olarak Avrupa-Rusya düşmanlığı
Ukrayna savaşının 2026’da bitip bitmeyeceğinden, liderlerin buluşup barış anlaşması imzalayıp imzalamayacağından bağımsız olarak, Ukrayna savaşı özellikle Avrupa ile Rusya arasında önemli kırılmalara yol açtı. Bu, aslında ABD’nin uzun bir süre üzerinde çalıştığı bir stratejinin parçasıydı. Özellikle Almanya’nın Kuzey Akımı doğal gaz hatlarıyla Rusya ile kurduğu stratejik işbirliği, yönetimde kimin olduğundan bağımsız olarak ABD’yi hem rahatsız hem de tedirgin eden bir durumdu. Trump’ın dönemin Şansölyesi Angela Merkel’e bu konuda yoğun bir baskı yaptığı arşivlerde duruyor. Siyasi baskı ve ekonomik tehditle başarılamayan Rusya ile işbirliğinin bitirilmesi hedefine Ukrayna savaşıyla ulaşıldı. Almanya’ya doğrudan doğal gaz ulaştıran Kuzey Akımı hatlarına düzenlenen sabotaj ise bunun zirvesi olmuştu. Son dört yıl içinde Alman-Rus ilişkilerinde kırılma yaşanırken, Trump ile birlikte ABD-Rusya ilişkilerinde kısmen yeni bir pazarlık dönemi başladı.
Avrupa, sessiz ve seyirci mi kalacak?
Ukrayna savaşının askeri ve mali yükünü üstlenen Almanya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupalı emperyalist devletlerin, Trump’ın Rusya’ya dair planlarına karşı ne türden hamleler yapacağı bu yılın ve önümüzdeki yılların en önemli gündemi olacak. Emperyalist paylaşım planlarını, Rusya’yı her geçen gün daha fazla düşmanlaştırarak, bölgeye askeri yığınak yapma üzerinde kuran Avrupa, Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmek için adeta gün sayıyor. Stratejistler bunun için 2029’u işaret ediyor. Ancak, Ukrayna’da barış anlaşmasının imzalanması, Moskova-Washington hattında normalleşme ve yakınlaşmanın olması durumunda sürecin nasıl ilerleyeceği konusunda yeni belirsizlikler oluşuyor. Zira, Trump’ın Rusya’yı düşmanlar listesinden çıkarması durumunda Avrupa’nın tek başına hareket edip etmeyeceği de belirsiz bir hal alacak.
Bu nedenle, Avrupa’da, belirtilen koşullar oluşmadan, Rusya ile doğrudan bir AB ve NATO ülkesine saldırı üzerinde karşı karşıya gelme, dolayısıyla Moskova-Washington yakınlaşmasını engelleme senaryoları dolaşıyor. Yılın son gününde Süddeutsche Zeitung’da Hubert Wetzel imzasıyla yayınlanan “Rusya 2026’da NATO’ya saldırabilir mi?” başlıklı yazıda, “Askeri kapasite açısından, Rus ordusunun Ukrayna cephesine bağlı kalmaktan kurtulduktan ve birkaç yıl içinde yeniden güç topladıktan sonra NATO’ya saldırabileceğine neredeyse hiç şüphe yok” deniliyor. Buna dayanak olarak Putin’in Avrupa’yı zaman zaman nükleer silahla tehdit etmesi gösteriliyor.
Maddi koşullar açısından bakıldığında ise Rusya’nın NATO ve AB ile savaşma koşulları ve nedenleri bulunmuyor. Ama NATO ve AB’nin yıllardır izlemiş olduğu Doğu’ya genişleme, Rusya sınırına dayanma stratejisinin, nihai olarak Rusya’nın enerji, ham madde ve pazarına sahip olmak istediği sır değil. Putin’in emperyalist hayalleri, Çarlık Rusya’sının topraklarına ulaşmak olabilir. Ancak, bunun kolay ve gerçekçi olmadığı da Ukrayna’da görüldü.

