Zeynep Sefariye Ekşi (DİDF Yönetim Kurulu üyesi)
Federasyonumuz Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) tarafından 13 Haziran cumartesi günü Köln Tanzbrunnen festival alanında düzenlenen Birlik ve Dayanışma Festivali, emekçilere karşı saldırıların yoğunlaştığı, adeta savaş hazırlıklarının yapıldığı ve aşırı sağın güç kazandığı koşullarda gerçekleşti.
Artan sorunlara doğru çözüm yolu göstermek, onun etrafında bir araya gelerek doğru yolda ilerlemek adına önemli mesajlar verildi.
İŞÇİLER SESLERİNİ SAHNEDEN DUYURDU
2017’den bu yana Tanzbrunnen’de yapılan Birlik ve Dayanışma Festivali’nde bu yıl sahneden işçilerin sesi daha gür çıktı. VW tekelinin silah üretimine geçme yönünde yaptığı hazırlıklara karşı İşyeri İşçi Temsilciliğilerinin (BR) öncülüğünde başlayan imza kampanyasını Lars Hirsekorn ve Namık Sarıkaya sahneden anlattı. Avrupa’nın en büyük otomobil tekeli VW’de her şeye rağmen kar ve işyerlerinin korunması anlayışını redden kampanya, aynı zamanda benzer durumda olan diğer işletmelere de örnek teşkil etme özelliği taşıyor.
İnşaat ve Temizlik İşçileri Sendikası IG Bau Başkan Yardımcısı Carsten Burckhard ve UNI Europa Başkanı Zeynep Biçici’nin işçi haklarında yapılmak istenen sosyal kısıtlamalar ve çalışma süresinin uzatılmasına karşı yaptığı konuşmalar, sendikaların mevcut gidişata sessiz kalmaması gerektiği yönündeydi. Aynı şekilde Alman Sendikalar Birliği (DGB) Başkanı Wittich Roßmann’ın hükümetin sosyal saldırı planlarına karşı verdiği mesajlar anlamlıydı. Bu mesaj birlikte sahneye çıktığı Köln’deki diğer sendikacılar tarafından da desteklendi. Aynı sahneden Düsseldorf Üniversitesi Hastanesi çalışanları sağlık alanındaki kısıtlamaların emekçileri nasıl etkilediğini anlatırken, geçen yıl kararlı bir mücadele sürdüren Birtat döner işçileri de verdikleri mücadeleyle elde ettikleri kazanımları daha fazla insana duyurma fırsatı buldular.
Bunlara ayrıca IG Metall Genel Başkanı Christina Benner ve Verdi Genel Başkanı Frank Werneke’nin gönderdiği mesajları eklediğimizde, festivale asıl olarak işçi sorunlarının damgasını vurduğu söylenebilir. İçinden geçtiğimiz dönemin başlıca özelliklerinden birisi Almanya’da işçilerin sorunlarını merkeze alan bir çalışmanın olabildiğince zayıf olması. “Sol”, “demokratik” cephede sorunlar daha çık kimlik ve antifaşizm ekseninde ale alınıp çözülmeye çalışırken, DİDF’in festivalinde adres olarak işçiler arasındaki çalışma gösterildi.
Son birkaç yıldır aşırı sağın yükseliş nedenleri ve AfD’ye oy verenler üzerinden yapılan değerlendirmelerde, bu ırkçı partinin en fazla işçilerden aldığı oyla güç kazandığı açık bir şekilde görülüyor. Hem federal hem de eyalet seçimlerinde işçilerin en fazla oy verdiği parti olarak AfD’nin öne çıkması, aynı zamanda işçilere yönelik özel bir çalışmanın yapılması gerektiğini gösteriyor. Üstelik, AfD’ye oy veren işçiler arasında göçmenlerin de olduğu biliniyor.
Bu nedenle işçilerin sorunlarının merkeze alan bir çalışma AfD’nin sermaye yanlısı maskesini düşürülebilir. Festivalden verdiği bu mesajın bundan sonra fabrikalarda işlenerek karşılık bulması büyük bir önem yaşıyor. Bu konuda Türkiye kökenli işçilere de büyük sorumluluklar düşüyor.
BİRLİK VE DAYANIŞMA UMUDU GÜÇ KAZANDI
Festival pek çok açıdan katılımcılar tarafından olumlu bulundu. Daha çok kültürel programı izlemeye odaklı katılımcılar için konuşmaların fazlalığı söz konusu olabilir, ancak gereksiz ve anlamsız olduğunu söyleyen neredeyse olmadı. Bundan sonra da bölgelerde içerik üzerinden katılımcılarla bir araya gelmek, atılan adımların devamı açısından önemli.
Beşinci kez Tanzbrunnen’de yapılan Birlik ve Dayanışma Festivalinin her geçen yıl daha kalıcı bir ihtiyaç halinde geldiği söylenebilir. Gelenlerin bir daha severek gelmek istediği bir festival örgütlemek kendi başına önemli ve anlamlı. “Her şeyin ve herkesin düşünüldüğü bir festival” yönünde harcanan emeklerin boş gitmediği, tersine birikerek yolunda ilerlediği rahatlıkla söylenebilir.
Bu nedenledir ki; program oluşumundaki gecikmeler, öncesinde farklı festivallerin olması, hava durumu gibi sayabileceğimiz dezavantajlara rağmen hem içerik hem de katılım hem de değişik kesimleri bir araya gelmeyi konusunda başarılı bir festival çalışması döneminin geride bırakıldığı rahatlıkla söylenebilir. Şimdi önemli olan festival öncesindeki çalışmayı da içine alacak şekilde hepsini birleştiren bir çalışma hattının belirlenmesi. Girilen hat üzerinden, festivalin yarattığı olumlu havanın etkisiyle, çalışmanın her yönüyle zenginleştirilerek içinin doldurulması durumunda 10 Haziran 2028’deki festivalin çok daha güçlü geçmesinin koşullarının olduğu bugünden söylenebilir. (YH)

