Written by 11:52 HABERLER

AB’de seçime saygı kalmadı

YÜCEL ÖZDEMİR

23-26 Mayıs’ta yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinden çıkan tablo sadece kıta genelinde sermayenin büyük partilerindeki çözülmeye değil, aynı zamanda AB’nin yakın gelecekte nasıl şekilleneceğinin de işaretlerini veriyordu.
Sağ popülist akımların güç haline gelmesinin etkisiyle, AB’ye egemen ülkelerin sermayelerinin çıkarları bundan sonra AB’nin pek çok açıdan öncesine göre daha antidemokratik karakter kazanacağını gösteriyor. Beş yıl boyunca AB’nin önemli kurumlarının başına kimlerin geçeceği konusunda yapılan pazarlıklar ve belirlenen şahsiyetler de bunu ortaya koyuyor.
Uzun süredir eleştirilen AB’nin antidemokratik yapısının en azından görüntüde de olsa demokratikleşmesi için, önemli kurumların başına seçilmişlerin getirilmesi gerektiği yönünde sağlanan uzlaşma, hafta başında yapılan AB zirvesinde rafa kaldırıldı.
Yeniden seçilmişlerin yerine atanmışlar dönemine geçildi.
Dolayısıyla “demokratikleşme” adına AP’nin daha fazla yetkilendirilmesi gerektiği fikrinden geri adım atıldı. Bu adımı atanlar büyük olasılıkla üzerinde anlaşmaya vardıkları atanmışların, AP’den güven oyu almak zorunda olduğu prensibini getirdikleri için şimdi pişmanlar.
İki gündür başta Alman basınında olmak üzere, Avrupa basınında en çok AB zirvesinde AB Komisyonu başkanlığına önerilen Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) başkanlığına önerilen IMF Başkanı Christine Lagarde isimleri tartışılıyor.
AB’nin iki kilit kurumunun başına bir Alman ve bir Fransız’ın atanması, aslında sembolik de olsa birliğe bu iki ülkenin ittifakının damgasını vurduğunu doğrular yönde. Ekonomiyi ve yürütmeyi elinde tutanlar önümüzdeki beş yıl boyunca AB’nin asıl dizayn edicini belirleyen güçleri olacak.
Özellikle Alman iç siyasetinde tartışmalı bir isim olan von der Leyen’in, komisyon başkanlığında önerilmesi, AB üzerine Almanya’nın egemenliğini pekiştirmesi anlamına geliyor. 2008 krizinden sonra AB’nin politikalarına ekonomik gücü nedeniyle yön verici ülke haline gelen Almanya, şimdi vitrinde de belirleyen ülke olmak istiyor. Uzun yıllardır dünya üzerindeki ekonomik ve siyasi çıkarlarını AB üzerinden sürdürmeyi temel stratejisi haline getiren Alman sermayesi gelinen aşamada bir hayli mesafe katetti.
Başbakan Angela Merkel’in von der Leyen’i AB’nin en etkili kurumu olan AB Konseyi başkanlığı için öne sürmesine en çok koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve diğer muhalefet partiler için sürpriz oldu.
Uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey’e verdiği yüz milyonlarca avro nedeniyle hakkında parlamentoda araştırma komisyonu kurulan von der Leyen, göreve başlar başlamaz McKinsey’in bir yöneticisini Savunma Bakanlığında müsteşar olarak atamıştı. Von der Leyen’in bir oğlunun McKinsey’de üst düzey yönetici olması da pek çok sorunun yan yana dizilmesine neden oldu.
İç politikada yıldızı son zamanlarda epeyce sönen, hatta bir ara görevden alınması bile konuşulan von der Leyen’in, AB Komisyon başkanlığına önerilmesi doğal olarak ülke içinde tartışma konusu. SPD’nin bir kanadı sırf bu yüzden hükümetin dağılabileceğinden söz ediyor. Diğer kanat ise AP’de temmuz ortasında von der Leyen’in güven oyu almaması için çalışıyor. Muhalefet partileri de tepkili…
Hollandalı Sosyal Demokrat Politikacı Frans Timmermans’ın, von der Leyen ile engellenmek istenmesi nedeniyle, AP’deki sosyalist grubun destek vermeme olasılığı yüksek. Ancak, buna karşılık sağ ve liberal kesimden oy alabileceği dile getiriliyor.
Alman basınında yer alan yorumlara göre, Timmermans’ın otoriter rejimlere gösterdiği sert tepki nedeniyle Polonya, Macaristan, Çekya başbakanları von der Leyen’e destek verdiler. Hatta, ilk olarak Macaristan tarafından von der Leyen isminin ortaya atıldığı da ileri sürülüyor. Ancak bunun bir “Merkel projesi” olduğundan kuşku yok. Dahası, Walter Hallstein’den (1958-67) sonra ilk kez bir Alman siyasetçinin komisyon başkanlığına seçilmesi AB’nin Almanlaştırılması yönünde atılacak ciddi bir adımdır.
Fanatik bir Avrupa Ordusu taraftarı olan, bu nedenle askeri harcamaların arttırılması için yoğun bir çaba içerisine giren von der Leyen’in bir diğer önemli destekçisi de Fransa Cumhurbaşkanı Macron. Göreve geldiği günden bu yana her fırsatta Avrupa Ordusu için somut adımların atılmasını isteyen Macron, bu hayalinin von der Leyen tarafından gerçekleştirileceğini umuyor. Lagarde’nin AMB başkanlığına getirilmesi de von der Leyen’e destek vermek için yeterli…
Özetle, bugüne kadar daha çok arka plandan AB’nin ekonomik, siyasi ve askeri planlarına yön veren Alman-Fransız ekseni, şimdi bir adım ileriye atarak, seçimleri ve seçilmişleri bir yana bırakarak vitrini de ele geçiriyor. Bu aynı zamanda AB’nin yakın gelecekte hem daha fazla gericileşeceğini, hem de ülkelerin farklı çıkarları nedeniyle bölünmenin şiddetlenerek devam edeceği anlamına geliyor.
Bütün bu antidemokratik, gerici planlar gelinen aşamada ancak halkların savaşa, militarizme karşı ortak mücadelesiyle mümkün.

Close