Kristian Stemmler / Junge Welt
Almanya’da göç ve mülteciler tartışılırken, genellikle Külkedisi prensibi izlenir: Grimm masalındaki gibi, “İyiler tencereye, kötüler kursağa” Odak noktası insanların faydalılığı, iş piyasasındaki istihdam edilebilirlikleridir. Bu durum, Başbakan Friedrich Merz’in (CDU) mart ayı sonunda oldukça sıradan bir açıklamayla başlattığı, burada yaşayan Suriyeli mültecilerin olası dönüşü hakkındaki tartışmada da ortaya çıktı.
Başbakan, Berlin’de görüştüğü Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile düzenlediği basın toplantısında, önümüzdeki üç yıl içinde Almanya’da yaşayan yaklaşık 930 bin Suriyelinin yüzde 80’inin “anavatanlarına” dönmesi gerektiğini açıkladı.
Bunun Şara’nın da dileği olduğunu sözlerine ekledi. Merz, bu açıklaması nedeniyle kendi partisi de dahil olmak üzere iş ve siyaset çevrelerinden güçlü bir muhalefetle karşılaştığında, ertesi gün bu yüzde 80 rakamını kendisinin değil, Şara’nın dile getirdiğini iddia etti. Şara ise bunu hemen reddederek, bu sözleri “Başbakanın” söylediğini belirtti.
Bu olayda özellikle dikkat çekici olan Merz’in davranışıdır. Yüzde 80 rakamını kendisinin mi yoksa Şara’nın mı dile getirdiği bilinmese de, ilk hamlesi ve ardından gelen geri adımı, Başbakanın içinde bulunduğu ikilemi açıkça yansıtıyor. Bir yandan, mümkün olduğunca çok mülteciden kurtulmak, politikalarının ve özellikle İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in (Hristiyan Sosyal Birlik CSU) politikalarının temel bir ilkesidir. Öte yandan, mülteciler vazgeçilmez vasıflı işçiler olarak ilan edildiğinde bu durum direnişle karşılaşıyor ve bu durum özellikle en az on yıldır ülkede bulunan Suriyeliler için geçerli.
Yüzde 80 hedefine karşı protestolar da buna bağlı olarak oldukça yüksek sesliydi. Sosyal demokrat parti SPD Genel Başkan Yardımcısı ve Saarland Eyaleti Başbakanı Anke Rehlinger, Başbakanın belirli zaman dilimleri için somut rakamlar ortaya atmasının “akıllıca bir fikir olmadığını” eleştirdi. Birçok Suriyeli artık “buraya entegre oldukları, az bulunan işlerde çalıştıkları, yaşlılara baktıkları veya otobüs şoförlüğü yaptıkları için bizim yurttaşlarımız” haline geldi ve hatta çoğu zaman Alman vatandaşı bile oldular. CDU Dış Politika Uzmanı Roderich Kiesewetter de vazgeçilmez Suriyeli işçilere dikkat çekti.
Merz’in açıklamasına yönelik en büyük tepki sağlık sektöründendi. Alman Hastaneler Topluluğu (DKG), Suriyeli doktorların artık Almanya’daki yabancı doktorların en büyük grubunu oluşturduğuna dikkat çekti. Örgütün başkan yardımcısı Henriette Neumeyer, haber RND’ye yaptığı açıklamada, bu doktorların “sağlık hizmetleri için büyük önem taşıdığını” belirtti. Apotheken-Umschau (Eczacılık Dergisi) de 1 Nisan tarihli bir makalesinde bu açıklamayı güncel rakamlarla destekledi. İstatistiklere göre, 2024 yılında Almanya’da yaklaşık 581 bin doktor çalışıyordu ve bunların yaklaşık 68 bini yabancı uyrukluydu, bu yeni bir rekor. Bunların 7 bin 42’si ise Suriye’dendi. 5 bin 74’ü hastanelerde, geri kalanı ise örneğin pratisyen hekim olarak polikliniklerde çalışıyordu. Suriyeli profesyoneller hemşirelik alanında da büyük önem taşıyor. DKG, Alman hastanelerinde 2 binden fazla Suriyeli hemşirenin çalıştığını tahmin ediyor. Alman doktorlar birliği Marburger Bund’un başkanı Susanne Johna, şu uyarıda bulundu: “Yabancı meslektaşlarımız olmadan, Almanya’da sağlık hizmetini garanti edemeyiz.” Johna, Suriyeli doktorların “son derece nitelikli, tıp camiasında mükemmel bir üne sahip olduklarını ve burada acilen ihtiyaç duyulduğunu” belirtti.
Uzmanların değerlendirmesi: Çok sayıda Suriyeli doktorun Almanya’yı terk etmesi durumunda, sağlık hizmeti sunumu daha da gecikebilir. Birçok hasta randevu için daha uzun süre beklemek zorunda kalabilir. Bazı bölgelerde acil servisler de aşırı yüklenebilir. Kırsal bölgelerde, bazı yerlerde sağlık hizmeti sunumu tamamen çökebilir. Ancak Suriyeli çalışanların vazgeçilmez olduğu alan sadece sağlık sektörü değil. Münih merkezli Enformasyon ve Araştırma Enstitüsü Ifo’da ekonomik tahminler başkanı Timo Wollmershäuser, Merz’in açıklamasından kısa bir süre sonra, Almanya’da yaşayan Suriyelilerin yüzde 80’inin geri dönmesinin “ülkenin verimlilik potansiyeline daha da büyük bir darbe vuracağını” belirtti. Alman Şehirler Birliği Başkanı Christian Schuchardt, çok sayıda Suriyeli mültecinin “Alman işgücü piyasasına girdiğini” belirtti. Bu durum, “vasıflı işçi arayan” sektörleri de kapsıyor.
Son olarak, Federal İstihdam Ajansı Başkanı Andrea Nahles de Suriyeliler lehine konuştu. Suriyelilerin Alman işgücü piyasasına iyi entegre olduklarını ve sağlık, hemşirelik, perakende ve lojistik gibi işgücü açığı olan sektörlerde sıklıkla istihdam edildiklerini söyledi. Federal İstihdam Ajansı’na göre, Almanya’daki 930 bin Suriyeliden yaklaşık 320 bini şu anda çalışıyor ve bunların 266 binden fazlası sosyal güvenlik primlerine tabi. Nahles’e göre, 2015 ve 2016 yıllarında gelen Suriyelilerin istihdam oranı şu anda yüzde 60’a ulaşarak, genel Alman nüfusunun yüzde 71’lik istihdam oranına yaklaşıyor.
Suriyeli mültecilerin geri dönüşüyle ilgili tartışma neredeyse tamamen tek bir argümana odaklandı: İş gücü olarak faydaları ve ayrılmalarının Alman sağlık sistemi ve Alman sermayesi üzerindeki potansiyel sonuçları. Suriye’ye olası zorunlu bir geri dönüşün etkilenenler için ne anlama geleceği ve Merz’in açıklamasının Suriye toplumu içinde ne kadar belirsizlik yarattığından neredeyse hiç bahsedilmedi.
Sol Parti parlamento grubunun içişleri ve mülteci politikası sözcüsü Clara Bünger, bu konulara değinen az sayıdaki kişiden biriydi. Bünger, Başbakanın yüzde 80 açıklamasından kısa bir süre sonra, Suriye’nin güvenli olmaktan çok uzak olduğunu ilan etti. “Eski El Kaide teröristi” Şara’nın iktidara gelmesinden bu yana, “Suriye’de etnik ve dini azınlıklara yönelik ciddi katliamlar yaşandı ve binlerce sivil öldü.” Ülkeye sınır dışı etme olmamalı. Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), Suriye’den gelen mültecilere koruma sağlamaya devam etmeli; Suriye’den sınır dışı etmelere ülke çapında bir moratoryum uygulanmalıdır.” dedi.
Şu anda böyle bir moratoryum ufukta görünmüyor. Aksine, 9 Nisan’da kamuoyuna servis edilen Bünger’in sorusuna federal hükümetin verdiği yanıtta da ortaya çıktığı üzere, Suriye’den gelen kişilerin sığınma başvuruları büyük ölçüde reddediliyor. İçişleri Bakanlığı’na göre, geçen yıl BAMF tarafından başvuruları işleme alınan Suriye vatandaşlarının sadece %5,3’üne koruma statüsü verildi. Bu durum, iktidardaki koalisyonun göç politikasındaki önceliklerini bir kez daha gösteriyor: Zor durumlarda her zaman yüksek sayıda sınır dışı etme ve geri gönderme işlemi öncelik kazanıyor.
Çeviren: Semra Çelik

