Written by 13:00 ÇALIŞMA YAŞAMI

Savaşa ve sosyal gasplara karşı dayanışma ve mücadele için 1 Mayıs’ta alanlara!

UMUT YAŞAR

Bu yıl da 1 Mayıs’a emperyalistlerin bizzat sürdürdüğü (İran ve Ukrayna) veya arka planda kışkırttığı, lojistik ve siyasi olarak desteklediği savaşların gölgesinde giriyoruz. Dünya genelinde kapitalist rekabetin sertleştiği ve giderek şiddet yoluyla çözülmeye çalışıldığı bir süreçteyiz. İran’a “Hürmüz Boğazı’nı açın” diye ültimatom veren ABD, bugün kendisini boğazı işgal ederek petrol ve doğalgaz sevkiyatı için önemli olan bu ticaret yolunu denetim altına almaya çalışıyor. İran’a karşı sürdürülen bu vahşi saldırı savaşı aynı zamanda bölgeden gelecek olan petrol ve doğalgaza bağımlı olan ülkelere karşı sürdürülen bir kapitalist rekabet savaşıdır.

Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, sözleşmelerin geçerli olmadığı, güçlü olanın kendini dayattığı bir süreçten geçmekteyiz. Buna bağlı olarak bütün ülkelerde içe yönelik anti demokratik uygulamalar ve yasal düzenlemeler gündemde olduğu gibi savaş hazırlıklarını finanse etmek için devlet kasaların talan ediliyor, yüzlerce milyar euro hacminde borçlanılıyor.

HUKUK DEVLETİ RAFA KALDIRILIYOR

Almanya’da da antidemokratik uygulamalar son yıllarda giderek arttı. Federal Polis Yasası’nın kapsamlı modernizasyonu, Ekim 2025’te Federal Hükümet tarafından karara bağlandı ve şu anda parlamento sürecinde. Polise verilen ek yetkilerle gösteriler ve mitingler, grevler “tehlike tehdidi” (“Drohende Gefahr”) gerekçesiyle yasaklanabilecek, kişiler gözaltına alınabilecek.

Yine aynı gerekçeyle yasa polise, yasal olarak zorunlu avukatlık hizmeti olmaksızın kişileri ihtiyati gözaltına alma konusunda ve elektrikli silah kullanma yetkisini genişletiyor. Yasayla federal ve eyalet düzeyindeki polis teşkilatlarına giderek daha fazla denetim ve gözetim yetkisi verilirken, şeffaflık, hesap verme zorunluluğu ve veri koruma araçları geliştirilmiyor; hatta temel hakları koruyan mevcut önlemler kaldırılıyor.

Geride bıraktığımız aylarda özellikle Filistin’e yönelik saldırı savaşını protesto gösterilerinin yasaklanması, gösterilerde atılan sloganlar, taşınan Filistin bayrakları nedeniyle binlerce dava (sadece Berlin’de 12 binden fazla soruşturma yürütülüyor) açılmasıyla mevcut yasaların sertleştirilmesinin ne anlama geleceğini gösteriyor. Uluslararası Af Örgütü (ai) Almanya Seksiyonu, bu gelişmeleri “hukuk devleti rafa kaldırılıyor” diye eleştiriyor.

Bugün değişik gerekçeleri ileri sürerek sözde “aşırı kesimlere” karşı uygulanan bu yasalar, işçi ve emekçilerin hak arama ve saldırılara karşı mücadele etme girişimlerinde de kullanılacak. Hazırlanan yasalar bu tür saldırılara da olanak sağlayacak biçimde hazırlandılar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK YASALARI DA MASAYA YATIRILDI

Antidemokratik yasal düzenlemelerin yanı sıra bütün işçi sınıfını ilgilendiren çalışma ve sosyal güvenlik yasaları da masaya yatırıldı.

“Bürgergeld” olarak bilinen sosyal yardım değiştirildi ve “İş arayanlar için temel gelir güvencesi”ne (“Grundsicherung für Arbeitssuchende”) dönüştürüldü. Yasa işsiz kalan emekçileri her türlü işi kabul etmeye, işsizlik parası sonrası yaşlılık dönemi için birikimlerini hemen harcamaya zorluyor. Kitlesel işten atmaların gündemde olduğu bir dönem bu yasanın bu yönde değiştirilmesi tesadüf değil. Hükümet bu yasayı işçi sınıfının mücadelesini baltalamak için çıkardı!

Hastalık parasının kısıtlanması için bir dizi öneri tartışılıyor: Hastalığın ilk günü para ödenmemesinden başlayan öneriler hastalık parasının ödeme süresini aşağı çekmek, düzeyini hastalığa göre düşürmeye kadar varıyor. İşçileri hasta oldukları halde çalışmaya zorlamak için “kısmi hastalık parasını” gündeme getirdiler.

Çalışma sürelerini daha esnetmek ve sınırsızlaştırmak için 8 saatlik işgününe karşı geniş bir kampanya başlatıldı. Çalışma süresinin günlük sınırlanmasının ihtiyaca yanıt vermediğini ileri süren sermaye ve hükümeti bunun yerine yasal olan haftalık 48 saatin temel alınmasını ve bunun üzerinden günlük çalışma saatlerinin de düzenlenmesini tasarlıyor. Bu planlar hayat bulduğunda günlük çalışma süreleri 13 saate kadar uzatılabilecek!

Bugün işçi bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs’ın ortaya çıkışın merkezinde sekiz saatlik işgünü için verilen çetin mücadele yatıyordu. Bu nedenle 8 saatlik işgününe yönelik saldırı işçi sınıfının en önemli kazanımına yönelik bir saldırı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Emeklilik maaşı düzeyi ve emeklilik yaşı da sermaye hükümetinin ajandasında önemli bir yer alıyor. Gerçekte yaşlılıkta yoksulluğun güvence altına alındığı “emeklilik maaşının yüzde 48 seviyesi” milyonlarca emekçi için bir şey ifade etmiyor – bu rakam sadece istatistiksel bir veriden ibaret! Emeklilik yaşını yukarı çekmek için emekli maaşlarını düşük tutarak emeklilerin “gönüllü olarak” daha uzun çalışmalarının önünü açan hükümet (“Aktiv Rente”) bir adım daha ileri giderek emekliler üzerindeki baskıyı artırmak için yaş itibariyle emekliye ayrılanların maaşlarından daha fazla kesinti yapmak için ödenen primlerin belirleyici olması için yasa değişikliği hazırlıyor.

FATURA İŞÇİ SINIFINA!

Almanya’nın devlet borçları bir yıl içinde 152 milyar euro artarak 2025 sonu itibariyle 2,7* trilyon euroya yaklaştı. Bu yıl içinde devlet borçlarının 220 milyar euroyu aşan bir düzeyde** yükselerek 3 trilyona yaklaşması bekleniyor!

Vergi Mükellefleri Birliği (BdSt) tarafından yapılan açıklamada 2026 yılında 50 milyar euro faiz ödeneceğine dikkat çekiliyor ve eğer önlem alınmazsa 2030 yılında devletin faiz yükünün 100 milyar euroya çıkacağı bildiriliyor.

İster ana borç olsun ister faizler olsun- bütün fatura işçi sınıfına çıkarılıyor. Sosyal güvenlik, sağlık, bakım ve eğitim gibi alanlara ayrılan bütçelerin kesilmesi, bu alanlarda sunulan kamu hizmetlerinin asgari düzeye çekilmesi, sağlık ve bakım hizmetlerinin giderek özelleştirilmesi yoluyla işçi sınıfına fatura ediliyor.

1 MAYIS’TA ALANLARA!

Alman Sendikalar Birliği DGB’nin “önce işimiz, sonra kârlarınız” başlığıyla yaptığı 1 Mayıs çağrısı bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren bir çağrı değildir. Özü itibarıyla sömürü düzeniyle barışını yapmış, işçi sınıfının kırıntılarla yetinmesini öneren bir çağrıdır! Sermayenin rekabet gücünün artmasını gözeten bir çağrıdır.

Savaşa ve sosyal hak gasplarına karşı dayanışma ve mücadele için 1 Mayıs günü güçlü bir şekilde alanlara çıkmalıyız. Bunun için önümüzde kalan süreçte fabrikada işçilerle, sendika ve işyeri işçi temsilciliğinde gündemdeki saldırıları tartışarak taleplerimizi belirleyerek 1 Mayıs’a hazırlanmalıyız.

———————————–

Almanya’nın devlet borçlanması

Yıl Trilyon euro

2009 1,694

2014 2,044

2019 1,899

2020 2,173

2021 2,321

2022 2,368

2023 2,447

2024 2,511

2025 2,661

* 2025 sonu itibarıyla kamu borçlarının tam miktarı: 2 trilyon 661 milyar 539 milyon 232 bin 220 euro idi.

** Bkz.: “OMG! Bald 3.000 Milliarden Euro Staatsverschuldung”, www.steuerzahler.de

Close