Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Yönetim Kurulu, işbaşındaki CDU/CSU-SPD koalisyon hükümetinin bir yıl önce göreve başlaması dolayısıyla yaptığı açıklamada, Friedrich Merz hükümetinin emekçilere yönelik saldırılarını seleflerine kıyasla daha saldırgan ve pervasız bir şekilde yürüdüğüne dikkat çekti.
Yapılan açıklamada şöyle denildi: “Hükümetin nasıl bir rota izleyeceği açık: silahlanma, emekçileri bölme ve sermayeye sübvansiyonlar. Federal hükümetin planları, tıpkı ekonomik durgunluğun bedelini emekçilere ödettikleri gibi, silahlanmanın bedelini de emekçilere ödetmek yönünde. Tekeller kazanmaya devam etsin diye işçiler işten çıkarılıyor ya da kısa çalışmaya gönderiliyor. Bürgergeld, temel güvenceye dönüştürüldü. Merz’in istediği gibi giderse emeklilik maaşları da temel güvence düzeyine düşürülecek. Bunlarla yetinmeyen Merz, Almanya’da çok az çalışıldığını iddia ederek ya hiç emekli olunmaması ya da hasta iken de çalışılması gerektiğini söylüyor. Tüm bu söylemlere sağlık, gençlik, kadın ve engelli hizmetleri ve daha birçok sosyal alanda büyük kesintiler eşlik ediyor. Merz hükümeti bir yıl içinde halkın değil, tekellerin çıkarlarını savunduğunu açıkça gösterdi.
Sosyal alanda yapılan saldırılara emekçiler arasında ayrımcılığı körükleme politikası da eklendi. Üç yıl içinde Alman vatandaşlığına geçiş kaldırıldı, sınırlar kapatıldı. Sığınmacılar, yasa dışı olmasına rağmen, Almanya sınırlarından geri çevriliyor. Temel sığınma hakkı böylece rafa kaldırıldı.
2025 yılı sınır dışılar açısından rekor yılı oldu. Ayrımcı açıklamalar ise hiç eksik olmadı. “Şehir görüntüsü” (Stadtbild) açıklamasında da görüldüğü gibi, Merz bir yıl boyunca önyargıları körükleme konusunda AfD’den geri kalmadığını defalarca gösterdi. Anketlerin de gösterdiği gibi bu söylemden en çok AfD faydalanıyor.
Böylece hükümet, göçmen kökeni olan ve olmayan emekçiler arasında ayrımcılığı körüklemeye çalışıyor. Hükümeti değil, birlikte yaşadığımız emekçileri sorunlarımızın sorumlusu olarak görmemiz isteniyor.
Özetle federal hükümetin bir yılının bilançosu: agresif silahlanma, sermayeye milyarlarca euroluk sübvansiyonlar, sosyal alanda kesintiler ve daha açık ırkçılık ile milliyetçilik.
Emekçiler açısından ise bir yılın bilançosunu şu şekilde çıkarabiliriz: yüz binlerce insan ırkçılığa karşı birlikte alanlara çıktı, on binlerce öğrenci zorunlu askerliğe ve silahlanmaya karşı eylemler yaptı. Yüz binlerce emekçi savaş ve Filistin’deki soykırıma karşı sokağa çıkarken, on binlerce işçi toplu sözleşme mücadelelerinde işyerlerinde uyarı grevlerine çıktı ve kırıntılarla yetinmeyeceğini haykırdı. Geride bıraktığımız bir yıl içinde yapılan saldırıları sessizce kabullenmeyeceğimizi açıkça gösterdik, bundan sonra da göstermeye devam edeceğiz.”

